Top

Sosyoloji ve Sosyal Bilimler

Tam 45 sayfa, 750 civarında entry yani girdi yapılmış bu soru-cevapta (ama - ask me anything derler İngilizce'de). [caption id="attachment_5935" align="aligncenter" width="300"] Bu görseli de kanıt olarak sunmuşlar. Görsele tıklarsanız detaylı ve büyük halini görebilirsiniz.[/caption] Kemal Kılıçdaroğlu Ekşi Sözlük'te soru-cevap oturumu yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu'na Ekşi Sözlük'te tüm sözlükteki biriler...

Şehit haberleri aldığımız o kötü günler geride kalır inşallah. Bir sosyolog olarak ülkemizin şu anki halini kısa bir şekilde, gözlemlediğim haliyle aktarmak istiyorum. Olması gereken nedir? Bildiğimiz kadarıyla şehitlik İslam dininde en üst mertebelerden birisi. Yani şehit olan kişinin, şu an kaynakça veremeyeceğim tabi, kendi çevresini de...

Buraya tıklayarak indirebilirsiniz çalışmanın orjinalini. –> Hasan Yasin Türkyılmaz _ Görsel Sosyoloji _ 2012 _ Keep Tryin _ Benowski

Yukarıdaki fotoğraf, Benowski’ye ait  bir konsept çalışması ve adı da Keep Tryin  – Denemeye devam et –[2011]. Benowski, İtalya Milan’da çekmiş ve hazırlamış bu fotoğrafı.

Şimdi fotoğrafı ele alırsak; ilk önce ne gördüğümüzü, fotoğrafçının ne gösterdiğini, Barthes’in studium’unu ve punctum’unu da ortaya koyup çalışmayı bitireceğiz.

Fotoğrafta, deliği küçücük olan bir iğne, makine yağları veya ayakkabı boyası ile kirlenmiş, tırnakları tertemiz ve kesilmiş ellerin iğneye geçirmeye çalıştığı yünlü, saçaklı ama kalın bir iplik, dilini çıkarmış, astigmat olan ve cam dibi gözlük takmış, kirli sakallı bir teknik servis elemanı gibi gözüken flu bir adam var.

Fotoğraf, bize açık açık birşeyler anlatıyor bu çok belli ard arda gelen uyumsuzluklardan. Ellerinin kirli olması ama tırnakların bakımlı olması, ipliğin iğne deliği ile uyumsuz olması, denemeye devam eden ya da edecek olan kişinin işi ile yaptığı eylemin yine uyumsuz olması gibi. İşte bundan dolayı bu çalışmanın konsept bir çalışma olduğunu söyleyebilirdik.

Fotoğrafçı bize burada kısaca, birşeylerin olup olmayacağını kişinin bilmesi değil, sürekli o eylemin gerçekleşme ümidiyle denemeye devam etmesi olsa gerek. Bir tereddüt de yok bu eylemde. Çünkü kişi dilini çıkarmış ve deliğe bakarak eyleme odaklanmış. Ve bunun gerçekleşeceğine dair de inancı dolayısıyla ellerini ön plana çıkarmış.(Bunu fotoğrafçı yapıyor tabi.) Tüm mesele bundan ibaret.

Roland Barthes’in kavramları olan Studium ve Punctum’a[2008:41] da değinmek gerekli elbet. Studium, genel olarak bize gözüken ya da anlatılmak istenen şey. Punctum ise fotoğrafta yer alan bir ayrıntı. Studium’u herkes aynı görür ve fark eder. Punctum’u ise her kişi farklı algılar ve özgün/özel olarak farkeder.

Disk’e bağlı Dev-Maden Sendikası ile yapılan, Toplumsal Hareketler dersi için 2011 Bahar finali için yapılmış bir çalışma. Hasan Yasin Türkyılmaz, Erkan Nane…

Kaynakça ve belgenin tamamını indirmek için;HYTurkyilmaz_ErkanNane_Dev_Maden_Sen_calismasi ‘na tıklayınız…


Sendikanın Bilgileri ve Tanımları

Sendika DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ve ICEM (Uluslararası Kimya, Enerji, Maden ve Genel İşler Sendikaları Federasyonu) üyesidir. Ankara’daki Genel Merkezi dışında Tavşanlı/Kütahya’da bir şubesi; Gökçesu/Mengen/Bolu, İzmir, Espiye/Giresun ve Koyulhisar/Sıvas’ta dört temsilciliği ve Lice/Diyarbakır’da bir irtibat bürosu bulunmaktadır. (dev-maden-sen, 2011)

Yönetim

DİSK DEV.MADEN-SEN’in yönetimi bir genel başkan, genel başkan vekili, sekreter ile 7 üyeden oluşmakta.(dev-maden-sen, 2011)

Amaç

İşçilerin sendikaya katılımı, mücadele etmeleri, maden ocaklarının sahiplerine karşı dayanışma, sendikal hak ihlallerine karşı direniş, işçilerin bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi, çalışma koşulları ve madenciliğe dair çalışmalar, özel sektöre karşı kendilerini koruma, örgütlenme ve sorunları ile mücadele gibi amaçları bulunmaktadır. Ek olarak; demokratik bir yapılanma, çapa ve mücadele içindeler. Demokrasi içinde mutlu bireyler oluşturma çabasındalar. Örgütlü toplum, demokratik baskı gücü ile mümkündür demekteler.(dev-maden-sen, 2011)

Genel olarak ise; işçi sağlığı, iş kazaları, iş yasaları, çevre ve madencilik, ekonomi içerikli yaygın eğitimler ile tüm maden işçilerine üyeleri olmasa bile eğitim vermekteler. Böylece bilgili ve bilinçli üyenin olmasını sağlamayı hedefliyorlar.

Etkinlikleri

Sendika 1980’e kadar 25 bin üyeye sahip olmuş ve sendikacılık faaliyetleri darbe ile engellenmiş ve ara verilmiş. 1992’de tekrar açılmış 2,5 milyon üyeye ulaşmış yalnız günümüzde 850bin üyeye sahiplermiş.

Toplumu ve üyeleri ilgilendiren; gündem, politika, eğitim ve faaliyetler ile ilgileniyorlarmış. Bu sayede bilinçlendirme sağlanıyormuş.

Sendika içinde; kutlamalar(Dünya Kadınlar Günü gibi), haksızlıklara karşı mitingler, kurultaylar, bölge toplantıları düzenlenmekteymiş. Kurultaylarda, bölge toplantılarında bir salon kullanılıyormuş. Aynı mecliste olduğu gibi; yönetim kurulu başta, yönetim kurulunun önünde kürsü, kürsünün karşısında da seslenilecek üyeler oluyormuş. Dev-maden-sen.org adlı siteleri üzerinden duyurular ile bilgilendirme yapıyorlarmış.Yurtiçi ve yurtdışındaki maden işçileri ile birlikteliğin sağlanması ile çalışmaktalarmış. Yoksulluk, kadın ve işsizlik üzerine çalışmalar ve araştırmalarda bulunmuşlar, raporlar sunmuşlar. (Akt. Kızılırmak, 2011)

Gözlem

Bu çalışmam 2011 Bahar dönemi Çevre Sosyolojisi dersi için hazırlanmıştır. Hasan Yasin Türkyılmaz.

Blogumun 32. ve 33. takipçilerini görünce dayanamadım. Hazırladığım bu çalışmayı sizler için paylaşıyorum. 😀

Kaynakça, ekler ve belgenin tamamını aşağıdaki maddelere tıklayarak indirebilirsiniz;

  • Emek Dünyası _ Siyanürün öldürdüğü köy;
  • HYTurkyilmaz_Çevre_Sosyolojisi_Calismasi_2
  • Türkiye’nin Siyanür Tehlike Haritası – Haberler _ yapi.com.tr

Sosyal ve Çevresel Etkileri

Tehlikede olan ve bu hatanın kurbanı olan köyler; Aliköy beldesi ile Gümüş, Kızılcakaya, Dulkadir, Karaağaç. Daha önce uyarıda bulunmuşlar. Ama yetkililer hiçbir önlem almamış.Ve herhangi bir tehlikede tüm Sakarya Nehri havzasının ve habitatın etkileneceği dile getirilmiş.(Ekolojistler, 2011) Bu dile getirme bize; çevrenin etkileneceğini ve dolayısıyla insanların ve içinde olduğu habitatın yaşam koşullarının zarar göreceğini göstermekte.
Üstelik bu zehir dolayısıyla çalışmak zorunda olan halkın nesli dahi körelmekte. Yalnızca zorunda oldukları için çalıştıklarını ifade etmekteler.
Çevreden ise bu zehir yıllarca kaybolmuyor. Tıpkı çöl gibi… Hiçbir işe yaramayan araziler, ama kanser yayan araziler olarak kalıyorlar.
Kısaca; çevre ile yaşam alanı karşısında, bu tip madencilik faaliyeti yer alıyor. Biri varsa diğeri yok oluyor.

Etkilenen Gruplar/sınıflar

Madende çalışan işçi halk/köylü(proleterya) ve onların düzeyindeki vasıfsız, toprakla geçinen insanlar(proleterya yakınları ve köylü) olmakta. Toprakta da zehir olduğundan dolayı geçinebilmek için o atık su barajında çalışabilmek, bu durumunu sonradan öğrenince duruma katlanmak ya da göç etmek gibi seçenekleri kalıyor.
Yaşam olanakları, içme suyu, yaşam standardı, sosyal güvenliği ve en önemlisi aileleri ve akrabaları tehdit altında kalıyor.
Çalışanlar yukarıda da ifade edildiği gibi, şartlarını koruyabilmek için şirketi savunmak durumunda kalıyor.
Şirket/taşeron şirket/siyasiler(burjuva) ise bu faaliyetlerden elbette ki milyarlarca dolar kar ederken ve şirket yönetiminin ve buna sebebiyet veren bürokratların hiç bu tip durumlarla karşı karşıya kalmamasından dolayı geriye kalan hiçbir şeyi; insanı, doğayı vb.’ni, önemsememekteler. Kar edenler sadece sesin çıkmasını bir oranda engellemeye çalışıyorlar.
Kısaca; karşı karşıya kalanlar çalışanlar,çalışanların aileleri, köylüler(yerleşikler) ile şirketler, şirketlerin sahipleri, taşeron şirketler, siyasiler, bürokratlar ve üst düzey çalışanlar. Birinci grup hayatlarından, yerleştikleri yerlerden olurken, ikinci grup karına kar katıyor, yaşam kalitesini artırıyor ve bu ortamlardan kendini yalıtıyor.

Etkilerin Dağılımı

Radikal'den alıntıÜlkemizde görmek bunu açıkçası imkansız. Çünkü soldaki insanın kandırıldığını, devleti(ki devlet de kutsaldır islamca) yıkıp hristiyanlığı getireceği öne sürülür. Bir bakıma da haklılardır da… Çünkü bazı solcular ki solcular içinde bir birlik değildir elbette, daha da daraltırsam sosyalistler; Marx’tan yola çıkarak “Din, halkın afyonudur.” der. Tamam, doğru ama siyasi yönden gerçekleşir bu mesele.

Din insanın özelidir, inanç olmadan birşeyler yapabilmek imkansızdır. Bir ateist, deist dahi bir inanca sahiptir. Ve bu onun özelidir. Onu ayakta tutandır. Bundandır ki Marx’ın, kaynağını belirtemeyeceğim tabi, dinin insanların ihtiyacı olduğunu da belirtir. Buradan yola çıkarak Marx, hristiyanlığın bozulmuş olduğunu ve iç karışıklığını da gördüğü için komünizmi kendi içsel deneyimi olan Ortodoks Hristiyanlık yani kitaba bağlı olan hristiyanlık ile eşleştirmiş daha doğrusu ortodoksluk ile desteklemiştir. Yoksa bu sistemin ayakta kalamayacağını, ekonomik sistemin din ile perçinlenmezse oturmayacağını biliyordu. Buradan yola çıkarsak, bana göre, ülkemizde de buna benzer durum mümkün olabilir. Neden olmasın ki!

Ülkemizde yoksul kesim, hizmet sınıfı, profesyoneller kısacası sömürülenler var öyle değil mi? Emperyalist ve kapitalist akımlar ve kişiler sömürmekteler. V kapitalizmin  dini  yoktur. Dinimizin ne olduğu fark etmeksizin amacımız ve isteklerimiz aynı aslında. Emeğin sömürülmemesi, eşit işe eşit ücret, devletin adaletli davranması, halkına iyi davranan ve halkını düşünen devletin olması, güvenliğini sağlaması… Bu düşüncelerin sol üzerinde  yer aldığı kesin. Ama CHP,AKP, MHP ve bilumum benzeri merkez! partiler ister sağ görünüşlü olsun, ister sol hepsi bizleri sömürmek, ezmek adına hareket eden ve haklarımızı hiçe sayan sistemleri destekleyen partiler olmaktalar. Ve birisi dini afyon gibi kullanmakta!, birisi halkçı geçinmekte ki Fransa’ya neden gider bir muhalefet partisi anlamış değilim!, birisi ise iktidarı desteklerken iktidara köstek olup emperyalistlere hizmet eden PKK’lılar ile tokalaşmakta!

Modern Sosyoloji Sözlüğüne göre: Toplumsal ve kültürel olguların toplumsal-kültürel sistem içerisinde yerine getirdiği işlevlerin çözümlenmesi. İşlevselcilikte  toplum, hiçbir kısmının bütünden ayrı olarak anlaşılamayacağı ve birbirleri ile ilişkili kısımlardan oluşan bir sistemdir. Bu görüşe göre, herhangi bir kısımdaki değişim, sistemin diğer kısımlarında bir miktar dengesizliğe ve bir ölçüde...

Günlük yaşamımızda etkili olan çeşitli bilişsel süreçlerin varlığının farkında olmamızdır; bu bilişsel süreçler arasında hatırlama, düş kurma, yoğunlaşma, yansıtma, uyuma ve rüya görme bulunmaktadır. Psikologlar bilinci iki geniş alana ayırmaktadırlar; uyanık ve oldukça uyarılmış olduğumuz zaman oraya çıkan düşünceler, duygular ve algılar içeren uyanık bilinç...

Yenidoğanlar soluk almalarına ve beslenmelerine yardımcı olan pek çok refleksle donanmışlardır. Arama refleksi, bebeğin yanağına dokunulduğunda ağzını o yöne çevirmesine ve ağzıyla orayı yoklamasına neden olur. Emme refleksi, ağzına konan her şeyi emmesine yol açarken yutma refleksi, sıvıları tıkanmadan yutmasını sağlar. Yakalama refleksi, yenidoğanın...

Kesin olmamakla beraber 540’ta doğmuş. Elea’lıdır. Devlet adamı, filozof, kanun koyucu… Öğretisinde; Anaximenes, Xenophanes ve Pythagorasçılardan gelen etkiler var. Ama bunların yanında, büsbütün yeni olan bir çizgi de var onda: Dialektik’e, yani salt kavramlarla çalışmaya bir eğilim. Parmenides, Yunan mantık ve dialektiğinin babasıdır.

“Doğru”(aletheia) ve Sanı(doxa) üzerine” bir araştırma olan yapıtının başında, Güneş Kızları, filozofu her şeyi bilen Tanrıçaya götürmektedirler; Tanrıça ona bilgeliği, yaşamanın o biricik doğru yolunu öğretecektir. Filozof, ondan iki şey öğrenip ölümlülere bildirecek: Tam ve son doğru ile içlerinde gerçekten inanılabilecek hiçbir şey bulunmayan insanların  sanılarını. Öğretici(didaktik) ve manzum lan yapıt da, buna göre, iki bölüme ayrılır: “Doğru’ya giden yol” ile “Sanılara götüren yol.”.

Kitabında;

“…biricik doğru olan ‘Bir Varlık’…” (bu mantıklaştırılmış bir metafizik) “Bir Varlık’ın dışındaki her şey bir yanılmadır, bir aldanmadır.” “…kosmoloji… gelip geçici şeylerin dünyasından meydana geldiği söyleniyor: Hafif ve aydınlık olan ateş ile ağır ve karanlık olan gece’den. Bu dünyanın bilgisi ikinci derecededir, çünkü gerçek olmayan bir dünyanın bilgisidir bu.”(s.26)

Yani;