Top

İnsanı Doğaya Düşman Edebilecek Amerikan Sinema Filmleri

İnsanı Doğaya Düşman Edebilecek Amerikan Sinema Filmleri

İnsan doğaya düşman olur mu demeyin. Amerikan Sineması öyle filmler yaptı ki, o hayvanları yolda görseniz yolunuzu bile değiştirme eğilimi sergileyebileceğiniz türden sıradan hayvanlar bile var içerisinde. Ayrıca belirtmek isterim, bu sinema filmleri tamamen ticari amaçla yapılmış  kalitesiz işler gibi de duruyor ve işin psikolojik boyutunu da irdelersek sanki biraz şizofreni ve paranoyaklık da barındırıyor. Şöyle bir göz atmak gerekirse;

ALLIGATOR (TİMSAH): Timsahtan kim korkmaz dediğinizi duyar gibiyim fakat doğadaki hiç bir canlı yaşam alanına müdahale edilmediği sürece zarar vermez. Yani siz hiç şehirde cadde üzerinde gezen bir timsah gördüğünüz mü? Ama insanlar onların doğasına müdahale etmekten hiç çekinmiyor. 1980 yapımı olan bu sinema filmi biraz komik biraz korkunç aslında ve klişe sahneleri de oldukça mevcut. Kanalizasyon atıklarıyla beslenen devasa timsah, çocuk parkında dolaşır gibi, Chicago caddelerinde kurbanlarını rahatça midesine indiriyor. İzlerken hem gülüp hem de korkacaksınız diyebilirim.

 

ANACONDA (ANAKONDA):Tamam kabul ediyorum yılan korkutucu bir hayvan. Çoğu insanın da yılana karşı fobisi var ama bu sinema filminin gerçek olması pek mümkün gibi durmuyor. Biraz konusundan bahsetmek gerekirse; Dr. Steve Cale ünlü bir antropologtur. Terri Flores ise bir yönetmendir. İkisi bir araya gelip bir Kızılderili topluluğu hakkında belgesel çekmeye karar verirler. Yolculukları sırasında batmakta olan bir teknede boğulmak üzere olan Paul Sarone’yi kurtarırlar. Paul, onlara aramakta oldukları şeyi bulmaları konusunda yardım edeceğini söyler. Ancak Paul’un asıl amacı devasa bir anakondayı avlamaktır. Ülkemizde de yıllarca ulusal kanallarda gece yarısından sonra yayınlanan film, yaşlanmadı ama her seferinde korkuttu…

 

BATS (YARASA):  Sheila Casper, Teksas’ın küçük bir kasabasında yaşamını sürdürmekte olan bir doktordur. Bir gece aniden aç bir yarasa topluluğu kasabaya korku salmaya başlar. Etle beslenen yarasalar önlerine kim çıkarsa çıksın yok etmeye başlar. Sheila ve onunla birlikte çalışan Jimmy, bu katil yarasaları durdurmanın bir yolunu aramaya başlarlar. Bir yarasayı yakalayıp üzerinde inceleme yapan  Sheila, bu canlıların oldukça zeki olduğunu fark eder. Hayatta kalma mücadelesi de başlamış olur. Evet itiraf ediyorum ürperebilirsiniz. Ama bunun için filmi yaşamanız lazım yoksa gerçekten komik.

 

CONGO (GORİL):  Kongo’ya çok özel bir bileşen taşıyan dev elmasları bulmak üzere giden ekipten haber alınamaz. İzlerini bulmak için peşlerinden bir ekip yollanır. Bu ekipte bir CIA profesörü, bir elektronik uzmanı, define avcısı bir rehber, özel bir aletle konuşabilen eğitimli bir goril olan Amy de vardır. Amy’nin onları kayıp şehir Zinj’deki elmas madenlerine götüreceğine inanırlar. Ancak oraya vardıklarında ölüm tehlikesiyle karşılacaklardır. Maymunlar, goriller ve hatta şempanzeler her zaman bizlere sevimli gelmiştir. Komik hiç bir tarafı yok bu sinema filminin. Korkutmaktan çok filmin serüven kısmı daha ağır basıyor.

 

CUJO (KÖPEK): Vic ve Donna çifti evliliklerinin son günlerini yaşıyor gibidirler. Bir de Tad adında bir oğulları vardır. Vic bir gün iş için başka bir yere giderken bozuk olan arabalarını Donna’ya bırakır ve kasabanın dışındaki bir tamirciye yaptırmasını ister. Donna, oğlu Tad ile tamirciye doğru yola çıkar. Ancak tamircinin köpeği Cujo kuduz olmuş ve herkesi öldürmüştür. Donna ve Tad için hayatta kalma savaşı başlamıştır. Stephen King’in sinemaya aktarılan best-seller romanlarından biri olan Cujo filmini izledikten sonra bile hala St. Bernard köpeklerden korkacaksınız. Halbuki çok sevimli canlılar.

 

EIGHT LEGGED FREAKS (ÖRÜMCEK): Küçük bir kasabada herkes geçimini madenden sağlamaktadır. Kasaba sınırları içerisinde gerçekleşen kimyasal sızıntı, kasabadaki tüm örümceklerin mutasyona uğramalarına sebep olur. Binlerce küçük örümcek, devasa boyutlara ulaşan canavarlara dönüşmüşlerdir. Aslında Amerikan sinemasında en çok ‘artık bu kadar da paranoyaklık olmaz altı üstü böcek nasıl mutasyona uğrar’ diyeceğiniz hangi kafayla yapılmış olduğu belli olmayan sinema filmlerinden biri olan ÖRÜMCEK, itiraf etmeliyim ki film komik. Ama izleyici yaş grubuna göre de korkunç olabilir.

 

GRIZZLY PARK (AYI): 8 genç işledikleri suçlardan dolayı yargılanırlar. Fakat hakim hapiste yatmaları yerine kamu hizmeti yapmalarına hükmeder. Bu cezalarını tamamlamak üzere Grizzly Park isimli bir ormanlık alana temizlik yapmaları için gönderilirler. Orada bulunan katil ayı onları gözlemeye başlamıştır bile. Evet kabul ediyorum, ormanda dolaşırken ben de ayı görsem ya ölü taklidi yaparım ya da son hız kaçarım. Ama bu sinema filmindeki gibi bir ayı bence dünya üzerinde yok. Bu kadar vahşi yaşama önyargılı olmamak gerek.

 

JAWS (KÖPEKBALIĞI): Jaws’ı bilmeyeniniz yoktur. Koca bir nesil denize girmeye korktu bu film yüzünden. Ah Amerikan sineması bize bu yapılır mı? Ama gerçeği söylemek gerekirse gerçek hayatta da bir sürü köpekbalığı saldırı vakaları oldu. Kabul ediyorum bu film biraz abartı olsa da insan korkusunun bir ürünü.

 

PIRANHA (PİRANA BALIĞI):O keskin dişlerden kim korkmaz. Ayrıca bir pirana sürüsü 5 dk.’da bir ineğin etini kemilerinden ayırabiliyormuş. Ürpertici gerçekten. Korku filmi seven biriyseniz bu filmden çok korkmazsınız. Sonuçta  Amazon havzasındaki akarsularda ve Orinoko gibi yakınındaki ırmaklarda serinlemeyi düşünmüyorsanız.

 

PREY (ASLAN): Afrika’da baraj inşaatı işinde çalışan bir adam, iki çocuğu ve eşiyle gittiği bölgede kaybolur. Vahşi hayvanlarla dolu bir ormanda kaybolan aile için zor zamanlar başlamıştır bile. Son zamanlarda internet üzerinden yayınlanan video sitelerinde sıkça rastladığımız insanlarla dost olmuş aslan videolarından sonra aslanlara karşı hemen hemen herkesin bir sempatisi oluştu. Lakin hemen uyarayım bu sinema filmi biraz kanlı. Binlerce aslanın hayvanat bahçelerinde kafese kapatılmasını da düşünecek olursak koca bir soru işareti. Yorumu size bırakıyorum.

 

THE BIRDS (KUŞLAR): Filmde Bodega sahiline saldıran farklı türlerden kuşların yol açtığı dehşet konu ediliyor. İşte bence tam bir paranoyaklık örneği bir film. Kuş sürüleri ne zaman insana saldırmış yahu! Sadece balkona yiyecek bir şeyler koyarsanız nasiplenirler ki; bence yaşam alanlarını bu kadar yok edersek hayvanların davranışı haklı bir gerekçe. The bırds sinema filmi Alfred Hitchcock’un en değerli işlerinden biri ve insanı gerçekten ürkütmeyi başarıyor.

 

Bütün bu örneklere bakacak olursak; Dünyada sinema sektörünün ilerlemesinde büyük rol oynayan Amerikan sineması bu filmleri ticari amaç dışında neden yapmış bilinmez ama şu bir gerçek ki; insandan daha ürkütücü bir hayvan yok!

Siz neler düşünüyorsunuz? Yazımızı beğendiyseniz aşağıdaki butonlardan tavsiye edebilirsiniz, paylaşabilirsiniz veya yorumlarınızı sunabilirsiniz. Teşekkürler okuduğunuz için!

Bir önceki yazımız olan Dünya'da ne oluyor ve girişimci için neresi iyi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz. Daha fazla yazımızı görmek için HYTürkyılmaz Dijital pazarlama ve growth hacking blogu anasayfası'yı ziyaret edebilirsiniz. Yazımızı aşağıdaki paylaşım butonlarıyla paylaşarak sevginizi yayınız! Teşekkürler!