Top

Araştırma, Analiz ve Raporlama

Disk’e bağlı Dev-Maden Sendikası ile yapılan, Toplumsal Hareketler dersi için 2011 Bahar finali için yapılmış bir çalışma. Hasan Yasin Türkyılmaz, Erkan Nane…

Kaynakça ve belgenin tamamını indirmek için;HYTurkyilmaz_ErkanNane_Dev_Maden_Sen_calismasi ‘na tıklayınız…


Sendikanın Bilgileri ve Tanımları

Sendika DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ve ICEM (Uluslararası Kimya, Enerji, Maden ve Genel İşler Sendikaları Federasyonu) üyesidir. Ankara’daki Genel Merkezi dışında Tavşanlı/Kütahya’da bir şubesi; Gökçesu/Mengen/Bolu, İzmir, Espiye/Giresun ve Koyulhisar/Sıvas’ta dört temsilciliği ve Lice/Diyarbakır’da bir irtibat bürosu bulunmaktadır. (dev-maden-sen, 2011)

Yönetim

DİSK DEV.MADEN-SEN’in yönetimi bir genel başkan, genel başkan vekili, sekreter ile 7 üyeden oluşmakta.(dev-maden-sen, 2011)

Amaç

İşçilerin sendikaya katılımı, mücadele etmeleri, maden ocaklarının sahiplerine karşı dayanışma, sendikal hak ihlallerine karşı direniş, işçilerin bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi, çalışma koşulları ve madenciliğe dair çalışmalar, özel sektöre karşı kendilerini koruma, örgütlenme ve sorunları ile mücadele gibi amaçları bulunmaktadır. Ek olarak; demokratik bir yapılanma, çapa ve mücadele içindeler. Demokrasi içinde mutlu bireyler oluşturma çabasındalar. Örgütlü toplum, demokratik baskı gücü ile mümkündür demekteler.(dev-maden-sen, 2011)

Genel olarak ise; işçi sağlığı, iş kazaları, iş yasaları, çevre ve madencilik, ekonomi içerikli yaygın eğitimler ile tüm maden işçilerine üyeleri olmasa bile eğitim vermekteler. Böylece bilgili ve bilinçli üyenin olmasını sağlamayı hedefliyorlar.

Etkinlikleri

Sendika 1980’e kadar 25 bin üyeye sahip olmuş ve sendikacılık faaliyetleri darbe ile engellenmiş ve ara verilmiş. 1992’de tekrar açılmış 2,5 milyon üyeye ulaşmış yalnız günümüzde 850bin üyeye sahiplermiş.

Toplumu ve üyeleri ilgilendiren; gündem, politika, eğitim ve faaliyetler ile ilgileniyorlarmış. Bu sayede bilinçlendirme sağlanıyormuş.

Sendika içinde; kutlamalar(Dünya Kadınlar Günü gibi), haksızlıklara karşı mitingler, kurultaylar, bölge toplantıları düzenlenmekteymiş. Kurultaylarda, bölge toplantılarında bir salon kullanılıyormuş. Aynı mecliste olduğu gibi; yönetim kurulu başta, yönetim kurulunun önünde kürsü, kürsünün karşısında da seslenilecek üyeler oluyormuş. Dev-maden-sen.org adlı siteleri üzerinden duyurular ile bilgilendirme yapıyorlarmış.Yurtiçi ve yurtdışındaki maden işçileri ile birlikteliğin sağlanması ile çalışmaktalarmış. Yoksulluk, kadın ve işsizlik üzerine çalışmalar ve araştırmalarda bulunmuşlar, raporlar sunmuşlar. (Akt. Kızılırmak, 2011)

Gözlem

Bu çalışmam 2011 Bahar dönemi Çevre Sosyolojisi dersi için hazırlanmıştır. Hasan Yasin Türkyılmaz.

Blogumun 32. ve 33. takipçilerini görünce dayanamadım. Hazırladığım bu çalışmayı sizler için paylaşıyorum. 😀

Kaynakça, ekler ve belgenin tamamını aşağıdaki maddelere tıklayarak indirebilirsiniz;

  • Emek Dünyası _ Siyanürün öldürdüğü köy;
  • HYTurkyilmaz_Çevre_Sosyolojisi_Calismasi_2
  • Türkiye’nin Siyanür Tehlike Haritası – Haberler _ yapi.com.tr

Sosyal ve Çevresel Etkileri

Tehlikede olan ve bu hatanın kurbanı olan köyler; Aliköy beldesi ile Gümüş, Kızılcakaya, Dulkadir, Karaağaç. Daha önce uyarıda bulunmuşlar. Ama yetkililer hiçbir önlem almamış.Ve herhangi bir tehlikede tüm Sakarya Nehri havzasının ve habitatın etkileneceği dile getirilmiş.(Ekolojistler, 2011) Bu dile getirme bize; çevrenin etkileneceğini ve dolayısıyla insanların ve içinde olduğu habitatın yaşam koşullarının zarar göreceğini göstermekte.
Üstelik bu zehir dolayısıyla çalışmak zorunda olan halkın nesli dahi körelmekte. Yalnızca zorunda oldukları için çalıştıklarını ifade etmekteler.
Çevreden ise bu zehir yıllarca kaybolmuyor. Tıpkı çöl gibi… Hiçbir işe yaramayan araziler, ama kanser yayan araziler olarak kalıyorlar.
Kısaca; çevre ile yaşam alanı karşısında, bu tip madencilik faaliyeti yer alıyor. Biri varsa diğeri yok oluyor.

Etkilenen Gruplar/sınıflar

Madende çalışan işçi halk/köylü(proleterya) ve onların düzeyindeki vasıfsız, toprakla geçinen insanlar(proleterya yakınları ve köylü) olmakta. Toprakta da zehir olduğundan dolayı geçinebilmek için o atık su barajında çalışabilmek, bu durumunu sonradan öğrenince duruma katlanmak ya da göç etmek gibi seçenekleri kalıyor.
Yaşam olanakları, içme suyu, yaşam standardı, sosyal güvenliği ve en önemlisi aileleri ve akrabaları tehdit altında kalıyor.
Çalışanlar yukarıda da ifade edildiği gibi, şartlarını koruyabilmek için şirketi savunmak durumunda kalıyor.
Şirket/taşeron şirket/siyasiler(burjuva) ise bu faaliyetlerden elbette ki milyarlarca dolar kar ederken ve şirket yönetiminin ve buna sebebiyet veren bürokratların hiç bu tip durumlarla karşı karşıya kalmamasından dolayı geriye kalan hiçbir şeyi; insanı, doğayı vb.’ni, önemsememekteler. Kar edenler sadece sesin çıkmasını bir oranda engellemeye çalışıyorlar.
Kısaca; karşı karşıya kalanlar çalışanlar,çalışanların aileleri, köylüler(yerleşikler) ile şirketler, şirketlerin sahipleri, taşeron şirketler, siyasiler, bürokratlar ve üst düzey çalışanlar. Birinci grup hayatlarından, yerleştikleri yerlerden olurken, ikinci grup karına kar katıyor, yaşam kalitesini artırıyor ve bu ortamlardan kendini yalıtıyor.

Etkilerin Dağılımı

Radikal'den alıntıÜlkemizde görmek bunu açıkçası imkansız. Çünkü soldaki insanın kandırıldığını, devleti(ki devlet de kutsaldır islamca) yıkıp hristiyanlığı getireceği öne sürülür. Bir bakıma da haklılardır da… Çünkü bazı solcular ki solcular içinde bir birlik değildir elbette, daha da daraltırsam sosyalistler; Marx’tan yola çıkarak “Din, halkın afyonudur.” der. Tamam, doğru ama siyasi yönden gerçekleşir bu mesele.

Din insanın özelidir, inanç olmadan birşeyler yapabilmek imkansızdır. Bir ateist, deist dahi bir inanca sahiptir. Ve bu onun özelidir. Onu ayakta tutandır. Bundandır ki Marx’ın, kaynağını belirtemeyeceğim tabi, dinin insanların ihtiyacı olduğunu da belirtir. Buradan yola çıkarak Marx, hristiyanlığın bozulmuş olduğunu ve iç karışıklığını da gördüğü için komünizmi kendi içsel deneyimi olan Ortodoks Hristiyanlık yani kitaba bağlı olan hristiyanlık ile eşleştirmiş daha doğrusu ortodoksluk ile desteklemiştir. Yoksa bu sistemin ayakta kalamayacağını, ekonomik sistemin din ile perçinlenmezse oturmayacağını biliyordu. Buradan yola çıkarsak, bana göre, ülkemizde de buna benzer durum mümkün olabilir. Neden olmasın ki!

Ülkemizde yoksul kesim, hizmet sınıfı, profesyoneller kısacası sömürülenler var öyle değil mi? Emperyalist ve kapitalist akımlar ve kişiler sömürmekteler. V kapitalizmin  dini  yoktur. Dinimizin ne olduğu fark etmeksizin amacımız ve isteklerimiz aynı aslında. Emeğin sömürülmemesi, eşit işe eşit ücret, devletin adaletli davranması, halkına iyi davranan ve halkını düşünen devletin olması, güvenliğini sağlaması… Bu düşüncelerin sol üzerinde  yer aldığı kesin. Ama CHP,AKP, MHP ve bilumum benzeri merkez! partiler ister sağ görünüşlü olsun, ister sol hepsi bizleri sömürmek, ezmek adına hareket eden ve haklarımızı hiçe sayan sistemleri destekleyen partiler olmaktalar. Ve birisi dini afyon gibi kullanmakta!, birisi halkçı geçinmekte ki Fransa’ya neden gider bir muhalefet partisi anlamış değilim!, birisi ise iktidarı desteklerken iktidara köstek olup emperyalistlere hizmet eden PKK’lılar ile tokalaşmakta!

Bir markete girdiniz. Bakkal “O! Hoşgeldin!” diye sizi içeri davet ettiği gibi yeni gelen yiyeceklerden tattırdı. Yeni demlediği çaydan sizler de demlendiniz, alışveriş yaparken. Hatta bu da yetmedi sizi dışarıya götürdü ki bakkalı teslim etmiştir birisine, kafede birşeyler ısmarladı. Ve sizlere hissettirmeden de yenilen ve içilenin ücretini ödedi. Size söz konusu dahi ettirmedi. Kendi kişisel hayatından birşeyler paylaştı, eşinden bahsetti. Sizin burslu bir üniversite öğrencisi olduğunuzu öğrendi. Evini aradı ve karısına yemekler yapmasını söyledi. Akşama da işiniz olmadığı için arkadaşınızı da alıp gittiniz. Çok gariptir ki aldığınız ürünler aklınıza geldi ve aslında hepsine paranızın yetmediğini fark ettiniz. Bakkal ise siz konuyu açtığınızda hemen kapatmaya çalışıyor ya da sonra hallederiz diyor. Bu konuyu takma kafana diyor.

Böyle bir durumla karşılaşmak şu zaman için mümkün mü bu tartışılır bir konu aslında. Sanayileşmenin egemen olmadığı, yeni yeni oluşumların kurumlaşmanın gerşekleştiği, kapitalizm öncesinde mümkündü hatta şimdi de o dönemleri yaşamış bazı küçük bölge esnafının bunu gerçekleştirdiğini de görebiliriz. Ama yeni nesile miras kalanlar haricinde, karşılığını zamanında almanın esas olduğunu gözlemleyebilmekteyiz.