Top

yer alan Tag

  • All
  • Analiz
  • Dijital pazarlama
  • Dijital, İyi Şeyler Podcast
  • E-Ticaret
  • Eğitim
  • Growth hacking
  • İnceleme
  • Kişisel
  • Rehber
  • Reklam
  • Sosyoloji
  • Teknoloji
  • Wordpress

Foucault, insan varlığını dil gibi çalışan bilgi biçimlerine -söylemlere- bağımlı olarak gören bir post-yapısalcıdır. Diller/söylemler bizim için gerçeğin tanımını yaparlar. Düşünebilmek için bu tanımları kullanmaya mecburuz.  Dünyayla ilgili sahip olduğumuz bilgi bize yaşamımızı sürdürdüğümüz yerlerde ve zamanlarda karşımıza çıkan diller ve söylemler tarafından sağlanır. Bundan dolayı kim olduğumuz, doğru olarak neyi bildiğimiz ve ne düşündüğümüz
düzensiz bir biçimde kurulur. Şöyle ki, bilgi ve düşüncelerimiz -kimliklerimiz- kontrolümüz dışında yer alan gerçeklik tanımlarıyla biçimlerıdirilir. Post- yapısalcılık terminolojisinde, biz söylemlerle kuruluruz .
Foucault, tarihi, söylemlerin yükselişi ve düşüşü olarak tarif etmiştir. Sosyal değişim bilginin yürürlükte olan biçimlerindeki değişimlerle alakalıdır. Tarihçinin işi bu değişimlerin taslağını çıkarmak ve sebeplerini saptamaktır. Rasyonalistlere zıt olarak Foucault bu süreçte hiçbir ilerleme unsuru görmedi. Realitenin tek bir yolla bilinmesinde
yaşanan değişim, hakikat için bir zafer değil basit şekilde politikanın -iktidarın varlığının- sonucudur. Foucault, Kuhn’un bilimsel bilgiyle ilgili görüşüne benzer relativist bir bilgi görüşüne sahipti. Kuhn’a (1970) göre bilimsel bilgi belirli paradigmalara bağlıydı; fakat Foucault için tarih içinde farklı kültür ve zamanlardaki insan bilgisi söylemlere
bağlıydı. Her ikisine göre de bilgi üretimi politik bir süreçti -iktidarın kullanımının bir ürünüydü. Güç sorunu Foucault’cu düşüncenin merkezindedir.

• İktidar özneler (insanlar) üzerine söylemlerle uygulanır, çünkü biraz düşünebilmek için -‘var olmak’ için- bir söylem tarafından sağlanan terimlerle düşünmek zorundadırlar, insanlar söylemin iktidarına tabidir.