Top

Sosyoloji

  • All
  • Araştırma, Analiz ve Raporlama

Emile Durkheim, sosyolojinin kurucularından sayılan Fransız Sosyolog ve İntihar adlı önemli araştırmanın sahibi.Durkheim, intiharı incelerken 5 Avrupa ülkesini incelemiş dönemine ait. O dönemin istatistik verileriyle analizlerde bulunmuş. İlk önce intiharın tanımlaması, sonra inceleyeceği konuya dahil olmayan çeşitleri, sonra dahil olanları içinde ayrımını, nedenlerine ne toplumsal...

Ne yapıyorum biliyor musun? Hayalini kuruyorum. O ânın hayalini kuruyorum. O kişiyi, yumruklarımla suratını dağıttımın hayalini kuruyorum. Sonunda, kafasına tekme atıyorum ağır olan ayakkabımla. Hareketsiz kalınca bırakıyorum.Ya da tam tersi oluyor. Bu sefer ben dayak yiyorum. Ben hareketsiz kalınca bırakıyor. En kötü ihtimalle; silahla...

Milet’li filozoflardan biridir. O’na göre ilk madde havadır. Hava, sonsuz bir hava denizi olarak evreni kuşatır ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer.

Anaximenes’in 2 farklı anlayışı felsefeye 2 yeni soluk olarak yerleşmiştir;

1.”bir hava olan ruhumuz -psykhé- bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi, bütün evreni (kosmos) de soluk ve hava sarıp tutar” diyor. Böylece, ruh kavramı felsefede ilk defa olarak ortaya çıkmış oluyor. Burada ruh, insanın canlı vücudunu ayakta tutan, daha doğrusu bir arada tutan, onu canlı kılan, onun cansız bir yığın olarak dağılmasını önleyen “şey”dir; burada ruh, yaşam diye, canlı vücudu cansızdan ayıran diye anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için, maddi bir şey olarak düşünülüyor tabii.

2. O, ana maddenin canlı olması gerektiğini düşünmekle, “madde” kavramının belirlenmesine doğru önemli bir adım atmış oluyordu. Hava, yoğunlaşma ve gevşemesi ile çeşitli nesnelere dönüşür; genişlemesi ve gevşemesiyle ateş olur; yoğunlaşmasıyla rüzgarlar, bulutlar meydana gelir; bulutlardan su, sudan toprak, yüksek bir yoğunlaşma derecesinde de taşlar meydana gelir. Böylece, ateş, sıvı ve katı -maddenin bu üç ana biçimi- özü bakımından

Milletli Filozoflardan. Güneş saatini bulduğu, ilk haritayı çizdiği söylenir.

Ona göre ilk maddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir, çünkü ilk madde sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğunu gösteriyor. Sonsuz kavramını ilkin açık olarak belirleyip, bunu maddeye yükleyen Anaximandros olmuştur. Bu sonsuz ilk maddeye o Apeiron(sınırı olmayan) adını vermiştir.

Bu ilk madde yalnız sonsuz değildir, sonsuz olandır da; çünkü ona, daha yakın olan başka bir belirlenim yüklenemez. Belirli bir maddeyle eş tutamayız, çünkü her belli, belirli şey sonlu ve sınırlıdır da. Soğuk sıcak ile sıvı katıyla, sınırlı olan şey sınırlıyla karşıtını bulur ama sonsuz/sınırsızın karşıtı yoktur.

Apeiron’dan önce sıcak ile soğuk oluşmuştur. Sıcak, başlangıçta soğuk ve karanlık olanı(biçimlenmekte olan yeri) bir alev küresi oalrak bir kabuk gibi sarmıştı. Soğuk’tan iki karşıt; katı ile sıvı doğmuştur. Sıvı’dan yeri çevreleyen alev küresinin sıcaklığı yüzünden, buğular yükselip alev küresini(s.21) halkalara, ateşle dolu olan hava tekerleklerine

(Doğa Felsefesi tanımlarına ve düşünürlerine başlamış bulunmaktayım. Yaptğım çalışmalarımın ve yayınlarımın kaynağı Prof. Dr. Macit Gökberk- Felsefe’ye Giriş. Ben sınavıma çalıştıkça siz de yararlanın diye… İktibas yapmıyorum. Bu yüzden hiçbir hukuk dışı bir sorunum ortaya çıkmıyor. Belirtmek istedim. Yazdıklarım benim çalışma notlarım.)

Thales

Bilimsel düşüncenin göreli olarak en arınmış biçimini görebiliriz Milet’li Thales’te. Milet, İzmir’in güneyinde Söke-Milas yolunun batısında. Bugünkü Balat köyü civarı…(s.19)

585 yılındaki Güneş tutulmasını hesaplayıp haber vermiş kendileri. Bir takım geometri teorilerini bulmuş olduğu da söylenmekte. Thales; suyu, sıvı olanı, arkhe, yani her şeyin başı, kökü,ilkesi sayıyormuş. Onun felsefesinin özü budur. Herşey sudan türer suya döner. Düz bir tepsi gibi olan yer de su üstünde, sonsuz Okeanos’ta yüzer.

Felsefenin babasıdır. O’nu “felsefenin babası” yapan, doğa görüşünü deneylere ve bu deneyleri düşünce ile işlemeye dayatmak istemesi, buna girişmesidir.

Thales’i ilk planda ilgilendirmiş konular, gökyüzü ile yeryüzündeki olaylardır.

Yunan felsefesi deyince Hellenizm-Roma felsefesini anlarız. Ve bunu ilk çağ felsefesinde inceleriz ayrıca bu çağa Antik  felsefe de denilir.

Felsefe deyimi, Yunanca Philosophia sözcüğünden gelir. Felsefe, philosophia’nın Arapça’da aldığı biçimidir. Türkçe’ye Arapça üzerinden girmiştir.  Philosophia birleşik bir sözcüktür ve Philia ve Sophia, yani bilgelik sevgisinin birleşiminden oluşmuştur.

Herakleithes Pontikus’a göre bu deyimi ilkin Pythagoras kullanmış. Ve kendisine de filozof (philosophos) dermiş. Çünkü, ona göre sophia, bilgelik, eksiksiz doğru yalnız tanrılara yakışır; insana ise ancak philosophia, yani bilgeliği sevmek, dolayısıyla ona ulaşmaya çalışmak yaraşır.

Yunan felsefesinin tarihi, ilk planda Batı biliminin doğuşunu görmek, öğrenmek demektir.

Yunan felsefesinin ele alıp işlediği konular bakımından gelişmesini, görmek istersek;

1. İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya, cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa felsefesidir.

2. Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi, klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı, insan ve doğa, bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.

3. Aristoteles’in kendi felsefesiyle okulunda gelişen ve biriken çok zengin bilgi kadrosu, tek tek bilimlerin bağımsızlığına, her bilgi kolu üzerinde ayrıca çalışmalara yol açmıştır. Bundan sonra, herşeyi, bütün konuları içine almak isteyen bir sistem yerine; aralarında gittikçe ayrımlaşan bilimlerin bir karmaşası geçmiştir. Felsefe

Turner (1991), Foucault geleneğinde din ve sekülerleşmenin materyalist bir kuramını önerir. Dini inanışların içeriğinden çok etkileriyle ilgilenmesine rağmen, hem Durkheimin işlevselci 'sosyal çimento' düşüncesini hem de fenomenolojinin öznel din ilgisini bir kenara iter. O, dinin rolünün ve bu rolün modernitedeki gerilemesinin insan varhğının -malların...

Foucault, insan varlığını dil gibi çalışan bilgi biçimlerine -söylemlere- bağımlı olarak gören bir post-yapısalcıdır. Diller/söylemler bizim için gerçeğin tanımını yaparlar. Düşünebilmek için bu tanımları kullanmaya mecburuz.  Dünyayla ilgili sahip olduğumuz bilgi bize yaşamımızı sürdürdüğümüz yerlerde ve zamanlarda karşımıza çıkan diller ve söylemler tarafından sağlanır. Bundan dolayı kim olduğumuz, doğru olarak neyi bildiğimiz ve ne düşündüğümüz
düzensiz bir biçimde kurulur. Şöyle ki, bilgi ve düşüncelerimiz -kimliklerimiz- kontrolümüz dışında yer alan gerçeklik tanımlarıyla biçimlerıdirilir. Post- yapısalcılık terminolojisinde, biz söylemlerle kuruluruz .
Foucault, tarihi, söylemlerin yükselişi ve düşüşü olarak tarif etmiştir. Sosyal değişim bilginin yürürlükte olan biçimlerindeki değişimlerle alakalıdır. Tarihçinin işi bu değişimlerin taslağını çıkarmak ve sebeplerini saptamaktır. Rasyonalistlere zıt olarak Foucault bu süreçte hiçbir ilerleme unsuru görmedi. Realitenin tek bir yolla bilinmesinde
yaşanan değişim, hakikat için bir zafer değil basit şekilde politikanın -iktidarın varlığının- sonucudur. Foucault, Kuhn’un bilimsel bilgiyle ilgili görüşüne benzer relativist bir bilgi görüşüne sahipti. Kuhn’a (1970) göre bilimsel bilgi belirli paradigmalara bağlıydı; fakat Foucault için tarih içinde farklı kültür ve zamanlardaki insan bilgisi söylemlere
bağlıydı. Her ikisine göre de bilgi üretimi politik bir süreçti -iktidarın kullanımının bir ürünüydü. Güç sorunu Foucault’cu düşüncenin merkezindedir.

• İktidar özneler (insanlar) üzerine söylemlerle uygulanır, çünkü biraz düşünebilmek için -‘var olmak’ için- bir söylem tarafından sağlanan terimlerle düşünmek zorundadırlar, insanlar söylemin iktidarına tabidir.